“The Magic Pill” Belgesel İncelemesi

GENEL ♦ 22-03-2020

Merhabalar, “Bir belgesel izledim hayatım değişti” cümlesini hemen hemen hepimiz birilerinden duymuşuzdur ve birilerinden belgesel tavsiyesi almışızdır. Bu durum ciddi bilgi kirliliklerine yol açabiliyor. Zira her belgesel doğru bilgiler içermiyor olabilir. Bu yazımda da The Magic Pill belgeselinin doğru ve yanlışlarını inceleyeceğiz.

The Magic Pill belgeselinde asıl olarak beslenmeye odaklanılsa da egzersiz, uyku, güneş ışığı, meditasyon ve bu gibi diğer unsurlarında sağlığımız üzerinde oldukça önemli olduğunu belirtiyor. Başlarken şunu sorgulatıyor bizlere; neden neredeyse diğer bütün türler kendi beslenmelerine yön verebiliyorken yani kendi kilolarını otomatik olarak kontrol edebiliyorken biz insanlar için neden irade gereklidir? Bir yanda bunu düşünürken bir yandan da bu belgeseli objektif bir şekilde inceleyelim.

Belgeselimizde işlenmemiş hayvansal gıdaların ve doğal bitkilerin birlikte tüketilmesi gerektiğini savunan ketojenik beslenme biçimi ve faydaları anlatılıyor. Belgeselin bir kısmında ketojenik diyet ile otistik çocukların gelişimi gözleniyor ve ciddi olumlu etkileri olduğu belirtiliyor. Olumlu etkileri belki de yadsınamayacak kadar vardır ancak bununla alakalı çalışmalar hala devam ettiğinden kesin bir sonuca varamamaktayız.

Neredeyse tüm karşılaştırmalar low-fat diet/low-carb diet üzerinden yapılmış. Bu karşılaştırma sonucunda da low-carb diyetlerin, yani ketojenik diyetin aslında şeker hastalığının çözümü olduğu, şeker hastalığının neredeyse günümüzdeki diğer tüm hastalıkların - kalp, damar, böbrek hastalıkları, kanser başta olmak üzere - sebebi olduğu için aslında en sağlıklı diyet olduğu iddia edilmekte. Tabi ki her benzer belgeselde olduğu üzere bir çok ilaç alan hastalara bu diyet denetiliyor. Etkisini olumlu şekilde gören hasta olduğu kadar verim alamayanlar da var ancak unutulmamalıdır ki diyet kişiye özeldir.

Belgeselde de belirttiği gibi; doğal ürünlerle, düşük karbonhidrat yüksek yağ alımına dayanan bu beslenme şeklinin kronik ve kalıtsal rahatsızlıklar üzerindeki olumlu etkisini görüyoruz. Ketojenik diyete daha detaylı bakmış olursak bol av hayvanı (yani doğal yetiştirilmiş hayvan) tüketmek, biraz sebze-meyve yemek, karbonhidratı hayatımızdan çıkarmak oluyor. Bunu ifade eden konuşmacıların önerileri de eğer organik ete ulaşamıyorsanız, ki şu düzende ulaşmak neredeyse imkansız, bu diyet ne kadar sürdürülebilir ve karşılanabilir. Bu konuda yeterli düzeyde çalışma yapılmamış. İnsanların yüzde kaçı bu şekilde beslenebilir mevcut düzende, bilemiyoruz.

Bir diğeri ise şaşırtıcı şekilde dikkatimizi çeken belgeseldeki “%90 et ve yağa dayalı beslenirken, tarihten bu güne ilk defa tahıl ve baklagillere dayalı hale geldik. Etikette %100 tam tahıllı, yağı azaltılmış gibi çok sağlıklı olduğundan bahsediyorsa çöpe at!” şeklinde ifadeler oluyor. Öncelikle tam tahıl, tam buğday diyoruz, tavsiye ediyoruz, daha sağlıklı diyoruz. Ve ekliyoruz:

Endosperm, tahılların % 75-80’lik kısmını oluşturan bölümdür. Nişasta ve proteinden oluşmaktadır. Ruşeym tahılın embriyosudur. Bu nedenle besin değeri çok yüksektir. Tam tahılın %3-5’ini oluşturur. Kepek, tahılın dış kabuğudur. Tahılın %12-17’lik kısmını oluşturur. Lif açısından oldukça zengindir. tam tahıl tüketimi, obeziteyi, kalp-damar hastalığı riskini % 27-37, tip 2 diyabet riskini %21-27 ve kolon kanseri riskini % 21-40 oranında azalttığı görülmüştür.

Belgeselde son olarak; az işlenmiş gıda tüketin, organik gıda tercih edin, tahıl ve bakliyatlardan uzak durun demektedir. Ve görüyoruz ki bu belgesel, doğru bilgiler de olsa çelişkiler ve eksiklikler bulunduruyor. Ben izlediğim için memnunum, beni araştırmaya bilime yönlendirdi. Ardından bilimin ışığında size de yardımcı olmamı sağladı. Siz de yorumlara önermek istediğiniz belgeselleri yazmayı unutmayıın. Sağlıklı ve hep mutlu kalınız..



Rümeysa ASLAN / GENEL

Yazara Yorum Yap