Sağlık Personelinden Ne Bekliyoruz , Ne Buluyoruz ?

GENEL ♦ 24-02-2020

Tekrardan merhabalar..

Bu sefer ki yazım belki bizlere bir bilgi olarak geri dönmeyecek ama sesimizi duyurabileceğimiz birkaç kişi bile okusa ben amacıma ulaşmış olacağım. Yine sadece kendi düşüncelerimden oluşan bir yazı kaleme almak istemedim. Bu yüzden yine anket ve soruların cevaplarıyla örneklendirmeler yaparak yazımı tamamlayacağım. Bu seferki anket sorum hastanede herhangi bir hastalık tanısı aldığınızda sağlık personelinin size yaklaşımı sizi rahatlattı mı? Strese mi soktu? Oldu. %51 strese soktu cevabı aldım. Yani hemen hemen yarı yarıya. Kimimiz bizi hastalıklarla barıştıran hekimlere denk gelirken kimimiz de düşmanlaştıranlara ya da oldukça korkutanlara denk geldik.

 İkinci sorum bu tanı diyaloglarını benimle paylaşmalarını istemek oldu.% 48lik memnun kısımdan bir yazı gelmedi fakat %51 den beni çok çok üzen cevaplar geldi. Bunların birkaçını sizinle paylaşıp yine aynı kişilerin nasıl bir şey beklediklerini de belirtmek istiyorum. Çünkü üçüncü sorum da’ sağlık personelinden beklediğiniz tepki ve yaklaşım nasıldı ?’ idi. Ben bu iki soruyu birleştirip bazı örnekleri birlikte inceleyelim istiyorum.

Bir hanımefendiye ‘ Bundan sonra hayatınız çok daha zor olacak.’ İfadesi kullanılmış. Bu hanımefendi sağlık personelinin konuya biraz daha duyarlı yaklaşmasını istermiş. Empati yapıyorum. Tanımadığım bir hayat şekline geçiş yaptığım bir dönemde  daha anlayışlı bir ortama ihtiyacım olur. Hastalığın zorluklarından elbette bahsedilmesini isterim ama aynı zamanda hayatıma uyarlayabileceğimi, beni hayattan koparacak değil hayata daha sıkı bağlayacak, beni korkutmayacak noktalarından da bahsedilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Bir hanımefendiye de diyabet teşhisi 12 yaşında konmuş ve teşhis konar konmaz doktor herhangi bir açıklama yapmadan elindeki tostu almış. 12 yaşındaki bir çocuk için elbette travmaya sebep olacak bu durum bu kişide yeme bozukluğunun başlamasına sebep olmuş ve yiyeceklere yaklaşımını değiştirmiş. Aslında belki de sonucu düşünülmeden yapılan bu davranış bir insanın hayatının seyrinin değişmesine sebep olmuş. Hastalıklar her insanın hayatını  farklı boyutlarda etkiler. Fakat çocuklarda bu duruma çok daha hassas yaklaşılması gerektiğini düşünüyorum. Çevrelerindeki büyüklerin yaşantısını örnek almaya yatkın oldukları çocukluk döneminde bu tarz durumlarla karşılaşmaları sonucu ters tepkiler verebilirler. Çocuklar hastalıktan bir kere korkarsa bir daha o hastalıkla barıştırmak çok uzun ve zahmetli zamanlar alabilir. Hastalıkla barıştırmak bir yana dursun bir çocuğu kendine küstürürsek eğer, bu onları kaybetmemiz anlamına gelir ve kimse böyle bir vebalin altına girmemeli. Çocuk dilini, psikolojisini öğrenmeden belki de bu işe hiç baş koymamalı…

Bir beyefendi hastalığını küçük bir poliklinikte ölçüm yaptırarak öğrenmiş ve yüzüne tek seferde diyabet olduğu söylenmiş. Beklediği yaklaşım ise; zararlarından bahsedilmesindense hastalığı kontrol altına alma yollarından bahsedilmesi ve öğretilmesiymiş. Beklenti bana pek uçuk bir şeymiş gibi gelmedi. Bu her sağlık personelinin yapması gereken şey aslında. Bunun bir davranış olarak değil de beklenti olarak dile getirilmesi çok üzücü bir gerçek. Her insan hastalığı ile nasıl yol izleyeceğini bilme hakkına sahip. Hastalığıyla tanıştırılıp nasıl baş edeceği öğretilmeli.

Beni en çok etkileyen cevaplardan bir tanesi de doğum yapmasına az bir süre kalan hanımefendinin, 5 yaşındaki kızına tip1 diyabet teşhisi konduğu gün, hanımefendiye ‘Ağlamayın!’ ifadesinin sert bir şekilde kullanması, diyabet eğitiminin ikinci gününde ise kızının gece uyanamayabileceğini hipogliseminin gece gelişebileceğini ya da oyun oynarken düşüp kalabileceğini anlatmaları oldu.

Hanımefendinin o günlerde düşünebildiği tek şey kızının bundan sonra sadece hastane yemekleri yiyebileceğiymiş. Bu annemiz hastaneden çıktıktan 10 gün sonra bu psikoloji ile doğum yapmış. Hastalık şüphesiz Allah’tan geldi, bize de bunlarla baş edebilecek güç verildi. Ancak bu hayatta ‘üslup her şeydir ‘ benim kırmızı çizgilerimden biri oldu. 5 yaşındaki bir çocuk şeker hastalığı ne demek bilemez buna üzülemez ya da sevinemez fakat annesi kızının bu yaşta bu tarz bir şeyle karşılaştığı için üzülecek, kahrolacak. Üstelik bu anne iki canlı yani ekstra özen isteyen bir sağlık durumuna sahip. Hem karnındaki hem karşısındaki için canı istense verebilecek kadar hassas ve duygusal. Bu anne anlatılan bu şeyleri hak etmiyor. Rahatlatılması gerekirken bu kadar strese sokulmayı hak etmiyor. Elbette kontrol altına alınmayan her türlü hastalık insana zarar verir bunu hepimiz biliyoruz ama her hastalık canavar değildir, iyi bakıp tedbir aldığımız takdirde bize zarar veremezler. Ve bu annemiz de bunu şu sözleriyle onayladı ‘ Beş yıl bitti her şeker düşmesinde kızım uykudan uyanır ve beni de uyandırır ‘ Şimdi soruyorum gerek var mıydı bu kadar üzmeye , yıpratmaya ..?

Bir arkadaşımın ise annesine ortada bir şey yokken kanser teşhisi konup sonuçlar çıkana kadar geçen 1 aylık sürede olmayan bir şey üzerine  insanı bu kadar üzmeleri sonucunda ise sadece ‘ Geçmiş olsun siz kanser değilsiniz’ diyerek geçiştirilmesi…

Son olarak da kendi yaşadığımdan bahsetmek istiyorum ilk diyabet teşhisini kendi zorlamalarımla tahlil yaptırarak almıştım, hastalık hakkında en ufak bir fikrim bile yokken ‘bu andan itibaren şeker ,çikolata, abur –cubur ,kola ,meyve suyu ve hazır olan neredeyse hiçbir şeyi yiyemeyeceksin!’ ifadelerini kullandıklarında kötü bir kamera şakasına denk geldiğimi düşündüm. 15 yaşlarında, okula giden, kantininde bu bahsedilenlerden başka bir şey satılmayan biri olarak bu söylenenlerin gerçekliğine inanmak da delilikti. Bir süre internette bile bir şey araştıramadım korkudan hastalığımı öğrenmeden epey bir süre geçirdim. Bu yaklaşımların bana yan etkisi de bu oldu. Hastalığımı öğrenemeden geçirdiğim aylar..

Bu yazdıklarımdan benim çıkardığım sonuç sağlık personellerinin belki de özellikle tanı aşamasında hastalarla iletişim kurabilmek adına bazı psikoloji dersleri almaları gerektiği, hastanede çalışan bir insanın günde bu tarz vakalarla çok fazla karşılaşabiliyor olduğunun farkındayız. Bu durumun belki de kişiyi bu konulara karşı hissizleştirdiğinin de farkındayız. Ancak sağlık personellerinin de bizlerin bu hastalıklarla ilk kez karşılaştığını hissiz davranamayacağımızı onların ağzından çıkabilecek her cümleye çokça anlamlar yükleyeceğimizi bilmelerini istiyoruz. Tanı ve kabullenme aşaması hastalığın en zor, en uğraş gerektiren evresi. Bu evrede sağlık personelinden anlayış ve empati istiyoruz. Bizlere sadece en kötü vakalardan değil, kontrol altına alma yollarından da bahsedilmesini istiyoruz. Sağlığı ve hastayı meslek olarak görmeyip insan olarak değerlendirmelerini istiyoruz. Yarın bir gün onların veya akrabalarının da aynı durumla karşılaşabileceklerini düşünüp o incelikle davranmalarını istiyoruz. Bunu yapan çokça sağlıkçımız vardır. Onların asla hakkını yiyemem. Bu yola baş koymuş işini hakkıyla yapan her türlü inceliği bizden çok düşünen sağlıkçılarımıza da teşekkürü bir borç bilirim. Ben dahil konuştuğum tanıştığım birçok insan bu şekilde sağlıkçılarla karşılaşmayı umut ediyor. Karşılaştığında ise anlata anlata bitiremiyor, yere göğe sığdıramıyor herkese öneriyor herkesin böyle bir doktorla tanışmasına vesile olmak istiyor. Yani güler yüz ve empati kimsenin ekmeğiyle oynamaz, kimseye de zarar vermez. Saygılarımla ..



Ayşete Aleyna BABUR / GENEL

Yazara Yorum Yap





Ahmet Can

28-02-2020

Güzel yazı